‘O kimseler ki; Gayb-a inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda infak ederler.’ ( Bakara 3)
Yeryüzünde adaletin ve huzurun sağlanabilmesi ancak paylaşmakla mümkündür. Zengin ve fakirin aynı ortamda yaşadığı bir toplumda; zengin- fakire, güçlü- güçsüze destek oldukça gerçek huzur ve adalet sağlanmış olacaktır. İnsanların sadece kendilerini düşündükleri toplumlarda huzursuzluk ve kargaşa hâkim olmuştur. Tarihte bunun birçok örnekleri mevcuttur. Her insan yaptığı iyiliklerle toplumda ve Yaratan’ın yanında değerini artırır. İnfakta geciken bugün yarın diye oyalanan yarın mallarının mirasçılara geçtiği gün geç kalmış olur. Çünkü kendi eliyle vermediklerini mirasçıları hiç vermez. Bu yüzden vereceğini kendi eliyle veren işini iyi bilen böylelikle de vaat edilen cennet nimetlerine erendir.
İnsana verilenlerin hepsi Rab-bimizin birer ikramıdır. Bunu idrak ederek bize verilen bu emanet mallarımızla bize vaat edilen ahiret nimetlerini satın almalıyız. Bu emanetler dünyada verilmeli ki ebedi âlemde bizim olsun. Elde tuttuklarımızdan, Allah’ın rızası için elden çıkardığımız kadarı bizim öz malımızdır.
‘Allah sana nasıl ihsanda bulunuyorsa, sende öylece insanlara iyilik yap…’(Kasas 77)
Her şeyin hayra ve iyiliğe koştuğu bir dünyaya özlem duymalıyız. Buda ancak paylaşmakla mümkün olacaktır. Sadece ülkemizde değil tüm dünyadaki insanlarla paylaşarak ancak huzuru ve gerçek mutluluğu bulabiliriz. Dünyanın ve ülkemizin birçok bölgesinde açlıktan ve hastalıktan kıvranan milyonlar varken biz burada benim yapacağım bir şey yok diyerek bu sorumluluktan kurtulamayız. Her insanın yapacağı gücünün yettiğince mutlaka bir şeyler vardır. İnsan ufak bir gayreti ile çok şey başarabilir. Zengin mahallesindeki fakirleri gözetebilir, bir yetimin elinden tutabilir. Fakirse bir dertlinin derdini dinleyebilir, bir hastayı ziyaret edip ızdırabını paylaşabilir. Hiç bir şey yapamıyorsa; açılmış iki el neleri yapamaz ki en azından tüm dünya insanları için o eller Rab’bine açılıp dua edebilir.
Biz öyle bir medeniyetin temsilcisiyiz ki; ‘Komşusu açken tok yatan bizden değildir’ diyerek bize toplumun saadet ve huzurunun ancak bu şekilde sağlanabileceği öğütlenmiştir.
Tüm bu uyarıları göz önünde tutarak, kurtuluşumuz adına fırsat varken bir kez daha kendimizi hesaba çekmemiz gerektiğine inanıyorum.
Paylaşmak için vakit darlığından şikâyetleniyorsak; ihtiyaç sahipleriyle paylaşmayı kendine iş edinen onlarca sivil toplum kuruluşundan biriyle görüşüp onların aracılığı ile ihtiyaç sahiplerine ulaşıp geleceğimize yatırım yapmak ve vaat edilene kavuşmak ümidiyle…
‘Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık ( Allah yolunda hayra, hayır işlerine) harcayanlar varya; işte onların Rab- leri katında mükâfatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur, onlar mahzunda olmayacaklardır.’ (Bakara 274 )











