Garip olmayı ben istemedim. Bu hali bana Rabbim uygun gördü hikmetini ben bilemem!
Gözümü dünyaya açtığımda sadece ağlıyormuşum. Babam ben doğmadan altı ay önce, annem ben doğduktan hemen sonra vefat etmiş…
Anamın o helal sütünden emmek bir kez bile nasip olmamış. Ana- babaya hasret, ihtiyar anneannemin ellerinde yarı aç yarı tok büyümüşüm. Hayatı tanımaya başladığımda ilk olarak yokluk, fakirlik, kimsesizliği tanıdım…
Hasılı; bu dünyaya garip geldim garip yaşamaya devam ediyorum….
Yukarıdaki satırlar senin, benim hayat hikâyem değil ama yakınlarımızda belki de yanıbaşımızda yaşayan ‘-bunu ben istemedim Rabbim verdi’ diyen binlercesinden birinin hikâyesi…
Senin hikâyen ne bilmiyorum ama benim hikâyem buna yakın.hayatı kaydeden film makarasını geriye sardırıp on yaşına döndüğümde; annemi, ablamı, yeğenimi, evimizi ve bütün dünyalığımızı gözümün önünde alıp götüren , yağan yağmurlar taşan derelerle azmış bir selin sesi uğuldar kulaklarımda. Hayatta tek başıma kaldığım o günü yeniden yaşarım… O gün bir ben vardım sadece, ne elimden tutan ne de başımı okşayan bir el kalmamıştı geride. Aç kaldım, yiyecek kuru ekmek dahi bulamadığım günler oldu. Yatılı okullarda geçti çocukluğum ve gençliğim. Aile ortamını doyasıya yaşayamadım. Kaldığım yurdun pencerelerinden karşı kaldırımdaki evlere ve o evlerin pencerelerinden bakan anne- baba çocuklara bakarken aile olmanın hayaliyle mutluluğu aradım…
Yıllar akıp geçti eşim ve iki çocuğumla benimde bir ailem var şimdi. Tüm yaşananları ben istemedim Rabbim öyle uygun gördü.
Nice hikâyeler var hayatta daha duyulmamış satırlara yazılmamış.
Kiminin ki yoksulluk hikâyesidir kiminin ki de zenginlik.
Kimi hiç aç kalmamış, hiç üşümemiştir. Kimi de yiyecek bir lokma ekmek buldu mu, kendini zengin bellemiştir. Ne zenginlik tercihtir ne de yoksulluk her hal hikmeti kendinde saklı olan Rabbimin hediyesidir.
Neticede gelip geçici olan bu dünyada zenginle fakir hep olacak ve bir arada yaşayacak. Önemli olan birlik olmayı unutmamak insan fıtratına uygun olan güzel ahlaktan uzaklaşmamak. İşte o zaman gerçek başarıya ulaşılmış olacak ve imtihan kazanılacaktır.
GARİPLİK se; evet hepimiz bu dünyada GARİBİZ!.. Bu dünyayı garipler yurdu bellemek lazım.
Mazhar Osman Usman’ dan;
Doktor her gün delileri odalarında kontrol eder akşam raporunu yazarmış. Bir gün odalardan birinin kapısını uzun uzun çalmış ama kapı bir türlü açılmamış. Tam kapıyı açmak için kurcalarken deli içerden;
‘- Doktor hesabımı karıştırdın!’ diye seslenmiş.
Yaşanan yoğun mücadelenin ardından hemşire ve hastabakıcıların yardımı ile içeriye giren doktor hayretler içinde kalmış.
Delinin elinde bir kalem, kâğıt üzerinde doktorla arasında bir hesap yapmaktaymış.
Bak doktor ikimizde dünyaya çıplak geldik bu konuda eşitiz.
Sen Rabbimin vermiş olduğu akla sahipsin bu akılla okuyup doktor oldun beyaz önlük giyiyorsun. Bende akıl yok deliyim ama bak bende beyaz önlük giyiyorum bu halde de seninle eşitiz. Dinle doktor; para sende istediğini alırsın ev, araba… Sen dört duvar arasında değilsin, gönlünce gez eğlen, gününü gün et bütün imkânlar nasılsa senin! Ben bu duvarlar arasında en fazla hastanenin bahçesine çıkarım bu konuda eşitlik bozuldu…Bu dünyada ikimiz birbirimizden çok farklı hayatlar yaşıyoruz sen öndesin bense gerilerde sen doktorsun! ben deli!
Ancak bu dünyanın sonunda beden elbiselerimizi soyacaklar o zaman yine eşit olacağız.
Şunu unutma Doktor! İlahi günde bütün deliler toplanacak hesapsız cennete yürürlerken Doktorum sen hesap vereceksin o günde eşitlik bir kez daha bozulacak’ diyor.
Neticede kendi hikâyelerimiz içerisinde yaşadığımız sıkıntılardan bunalır iç hallerini bilmediğimiz başka insanların hayatına özeniriz. Oysaki; makam mevki sahibi de olsak, hiçbir şeyden sorumlu tutulmayan bir deli de olsak hepimiz eşitiz ve bir garibiz bu dünyada.
Hayatımın bu döneminde gariplerin tam ortasındayım. Dost Eli Derneğinde gariplerle iç içeyim Rabbim böyle uygun gördü. Ne mutlu ki buradayım ne mutlu ki veren elle alan eli buluşturan güzide bir yerdeyim. Burada görev yapmanın mutluluğu içerisindeyim.
Selam ve Dua ile…
Dost Eli Derneği Genel Müdürü
M. Emin Tekpınar.









