2011 Yılının Ağustos ayındayız. Yine bir felaket haberi geldi ötelerin ötesinden. Binlerce kilometre uzaktan. Afrika’nın doğusunda bulunan Somali’den açlık ve susuzluk dolayısıyla kaçan Müslümanların sığınma yeri haline gelen Garissa – Dadaab mülteci kampları 1992 yılında Birleşmiş Milletler tarafından 1992 yılında 90,000 kişilik olarak kurulmuş. Bugün bu kamplarda 550,000 kişi olduğu tahmin ediliyor. Bu kampları görünce insanlığınızdan utanır hale geliyorsunuz. Çaresizlik, açlık, susuzluk, hastalık, sefaletin her türlüsü mevcut. Adeta dünyadan dışarı çıktık. Bu insanların hepsi Müslüman, Hepsi bir kurtuluş umudu ile yola düşüp her türlü tehlikeyi hatta ölümü göze alarak gelmişler. Ancak gele gele geldikleri son durakta da maalesef hiçbir şey yok. B.M. bu mültecilerin Kenya içlerine geçmesine izin vermiyor. Somali’ye de geri dönemiyorlar. Adeta açık bir hapishane gibi. Adeta herkes ölüm cezasına çarptırılmış. Ölümü bekleyen aç insanlar ve bebekler. Hayvanlar bile yollarda açlık ve susuzluktan ölmüşler. Üç yıldır yağmur yağmayan bölgelerin çöllerindeki bütün ağaçlar kurumuş. Ancak o kuru ağaçları sağ kalan hayvanlar kemirip yemeye çalışıyorlar.
Manzara çok kötü, bir kadın kamplara gelip kayıt yaptıracağı sırada biz de oradaydık. Kadın B.M. görevlisine şöyle dedi. Kızım ve ben tam 8 gündür yoldayız. Yolda bir mango bulduk ve bu mangoyu emerek başka bir yiyecek ve suyumuz olmadan 8 gündür çölde yürüyoruz. Bir başkası 100 km.lik yolu yürüyerek çölü aşarken 6 çocuğundan dördünü yolda sırayla ölüme terk ederek gelmiş bu kamplara. Bir diğeri çadırda ölen çocuğunun öldüğünü yetkililere haber vermeden iki gün o çocuğu sağ gibi gösterip diğer çocuğuna biraz daha fazla yiyecek almak istiyor. Yardım için oralara giden herkes ağlayarak geri dönüyor. Kesin çözüm nedir, nasıl biter bu insanların çilesi. Çaresizlik insanı kahrediyor. Hastanelere doktorlara ilaçlara ihtiyaçları var. Bebekler ölüyor. Gıdaya ihtiyaçları var. Elektriği ve suyu olmayan bu kamplarda herkes kendine bir çalılık yapıp başını sokmuş. Evet çölde kurumuş ağaç dallarından kendilerine çalılık evler yapmışlar.
Halkının % 80’i Hıristiyan olan Kenya devleti ise buradaki kamplar için kalıcı tedbirlere izin vermiyor. Sebebi bu kampların kalıcı hale gelmemesi. Aslında farkında olmadan doğruyu yapıyorlar. Çünkü o kampların derhal dağıtılması lazım. Kalıcı bir şeyler yapılacaksa Somali içlerinde bir şeyler yapılıp o insanların kendi topraklarına dönmesi sağlanmalıdır. Ancak şu anda acil yiyecek ve su ihtiyaçları devam ediyor. Birinci ekip olarak 22 ağustos 2011 günü geri döndük ve ikinci ekibimiz yola çıktı. 13,500 aileye, yaklaşık olarak 80,000 kişiye gıda dağıtımları yaptık. Ancak kesinlikle yeterli değil.
Çok büyük çapta bir insanlık dramı yaşanmakta oradaki kamplarda. Garissadan Dadab kamplarına giden yolun mesafesi 95 km. ama bu yol öyle kötü ki 3,5 saatte gidilebiliyor. Adeta yardımlar kara yolundan gelemesin diye dünyanın enkötü yolu haline gelmiş. Hergün bu yolu oruçlu olarak hem gidip hem geri Garissa bölgesine dönmek zorunda kaldık. Çünkü güvenlik de yok. Her gün 1500-2000 aileye gıda dağıtımları yapıldı. İnsanlığın gözü önünde sanki bir gemi batmış ve dondurucu soğukta 550,000 insan denize saçılmış. Bizler ise birer ikişer üçer o insanlardan kurtarmaya çalışır gibiydik. Ancak nereye kadar. Birde canını dişine takıp bilmediği bir dünyaya hiç görmediği yerlere işini, aşını, ailesini, huzur ve sağlığını dahası canını hiçe sayarak yardıma koşan insanlara ne işiniz var oralarda diyenler, gidin de oraları bir görün. Eminiz sizde utanacaksınız. Bizim Hedefimiz ve misyonumuz daima şudur. Açlar varken tok yatmak bize yakışmaz. Hiç kimseye şunu yeme bunu içme demiyoruz.
Tam tersine ne isterseniz yiyebilirsiniz. Ama hiç değilse kalbinizin bir köşesinde oralar olsun. Unutmayın o insanları, yarın hesabını veremeyiz. Bu yüzden yardım edin. Kendinize yardım etmiş olacaksınız. Oraya yardım edeyim diye gidip oraları görünce Allah’ım bize öyle bir güç kuvvet ver ki bu insanların hepsini kurtaralım. Artık hiçbir anne veya bebeği açlık ve susuzluktan ölmesin. Ya da bize izin ver bizlerde bunlarla burada ölelim diye dua edenler var oralarda.
Yarın hesap günü gelip çattığında duymamıştık görmemiştik diyemeyiz. Duyduk ve yerinde gördük. Evet geri geldik ama kalbimizin tamamı orda kaldı. Devam etmeli bu yardımlar. Üçüncü ekip, beşinci ekip gitmeli oralara. İslam ülkeleri kalıcı bir çözüm bulana kadar yardımlar hız kesmeden devam etmeli. Bütün dernek ve vakıflarımız seferber olmuş çalışıyorlar ancak devletlerin bu işe el atması zorunlu. Evet 2011 yılının Ağustos ayındayız. gözlerimizin önünde büyük bir insanlık vahşeti sürüp gitmekte. Bizlere ise İbrahim (as) ‘ ın atıldığı ateşi söndürmek için ateşe su taşıyan karınca gibi safını belli etmek kalıyor. Somali yanıyor ve medeniyetsiz sahtekar dünya bunu seyrediyor. Elimizden ne gelir gücümüz neye yeterse bu kervana yardım edelim. Haydi safımızı belli edelim.
HÜSEYİN AYBİLEK
DOST ELİ DERNEĞİ YÖNT.KUR.ÜYESİ











