18 Ağustos 2011/Kenya
Binlerce kilometre uzaktan; Somali içlerinden kalkıp yürüye yürüye kamp olduğu söylenen bölgeye gelen kardeşlerimizin umutlarının tükendiği, bir yudum su bir lokma ekmekten başka hiçbir şey beklemedikleri, adı mülteci kampı ama yaşanan gerçeği ile ölüm kampı olan Dadaab kampındayız. Beraber ölmek için insanların toplandığı toplama kampındayız…
Allah’ım! Bu ne acıdır, bu ne ızdırap… Tarifi yok bunun ölümden başka lisanımızda…
Ne ülkemizde, ne de diğer batı ülkelerinde bu felaketin anlaşılması tam anlamıyla mümkün değil ancak burayı yaşarsanız anlarsınız. Oysa yola çıkmadan önce, Dost Eli Derneği ile ülkeye gelişimizi planlarken ne çok şey bildiğimizi düşünmüştük… Dadaab kampına ulaştığımızda bildiklerimiz, gördüklerimizin gölgesinde kaldı,
Sırtının elbisesi ile yola koyulan ve günlerce yürüyerek bu kamplara ulaşmayı hayal eden ve yol arkadaşları ölüm olan bu insanlar, Birleşmiş Milletlerin kaydına girebilmek için haftalarca aç susuz tel örgüler önünde bekletilmekte. Kimi yolda yürürken, kimi de Birleşmiş Milletlerin kayıt kapısında beklerken açlıktan oracıkta ölmekte.
Ve ne hazindir ki bu insanların ölüme gidişini birçok dünya lideri alışılagelmiş duyarsız halleriyle öylece izlemekte.
Dünya buraya gözlerini ve kulaklarını tıkamış. Sadece televizyonlarda sıradanlaşan haber akışı içinde yer verilen bu asrın felaketi! ne yazık ki önlenemez bir durumda artarak devam etmekte.
Ölüme terk edilen bu insanlar, sivil toplum kuruluşlarının gayretiyle hayata tutunmaya çalışmakta…
Tarifi; kısaca açlık ve ölüm olan, acıların yaşandığı bu kamp da Dost Eli Derneği ile yapmış olduğumuz çalışmalar sırasında farklı farklı isimlerle faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarından kardeşlerimizin gayretine şahit olduk. Ancak; Sivil toplum kuruluşlarının tek başına üstesinden gelemeyeceği büyüklükte bir dram yaşanıyor bu topraklarda.
Allah’ım! Bu ne büyük bir imtihan… Bu ne büyük bir sorumluluk ‘katından bize yardım edecek yok mu’ diye niyaz edenlerin yanı başındayız…
Allah’ım! Her türlü zulme ve her türlü yokluğa rağmen sana kulluktan vazgeçmeyen kullarının yanındayız…
Allah’ım! Ölüm oruçlu, ama sabırlı, bir o kadar vakarlı, hiç tahmin bile edilemeyecek kadar inançlı, ölmek üzere iken bile başının örtüsünü düzelten bir o kadar da iffetli Somalili mülteci kardeşlerimizin yanındayız.
İmkânsızlıkların hâkimiyetine kafa tutarcasına; küçük hafızların yetiştirildiği, yanımıza yaklaşan küçüklerin ezberinde olan kuran ziyafetiyle gönüllerimize huzur ektiği çölün ortasındayız.
Allah’ım! Kur’an ahlâkıyla ahlâklanan bu insanlara bu gün el uzatmak için bu topraklardayız…
Ve bu topraklardan bir kez daha tüm insanlığa sesleniyoruz;
Kendinizin ve sevdiklerinizin konforu, zevki, keyfi için harcadığınız imkânların bir kısmını bu insanların hakkını gözetin. Kazancınızdan bir miktarı bu insanlara pay olarak ayırın. Siz onlar için el uzatmazsanız;
Sözde Gelişmiş dünya ülkeleri için zaten ölü olan kara kıtanın kara talihli kara derili kıymetsiz insanları gözümüzün önünde bir bir yok olup gidecek.
Onlar bizim için değerli… Onlar Bilal-i Habeşi’nin bize emaneti.
Çaresizliğe mahkûm edilen kardeşlerimiz onlar! Ve onlar sade bizden yani kardeş bildiklerinden yardım bekliyor!!!
Allah’a olan inançları, Kur’ana olan bağlılıkları ve kendilerine yardım etmek için uzanan ellerin verdiği sevinçle ‘Zalimler için cehennem var’ diye haykıran ayetleri okuyan sekiz yaşındaki hafız Abdurrahman bize Dadaab da, mazlumların yanında olma keyfini yaşattı.
İmtihanı kazanan bir toplum görmek isteyen Kenya Dadaab kamplarına gelsin. Hayatı da ölümü de görsün kendi gözleriyle.
Her nefis ölümü tadacaktır ama her nefis aynı tadla mı ölümü tadacaktır bir düşünmek gerek!
Dr. Halil Karataş











