Yolunuz Bosna’ya düştüğünde…
Vakit ne olursa olsun; ister öğlen, ister akşam, isterse sabahın alaca kızıllığı… Geçmişten ta günümüze uzanan bildik bir havayı solur; ciğerden! yürekten! derinden en derininden hissedersiniz kardeşliği. Bosna, aah Bosna… Bir bayram öncesi sokaklarında yürüyebilmek ne kadar mutluluk veriyorsa; geçmişte yaşadıkların… kanlı tarihin! damla damla gözyaşı olup akıyor gülümsemeye heveslenmiş yüz hatlarıma…
Dilim; sadece diri diri toprağa gömülenleri veya bin bir işkenceyle namusu ayaklar altında çiğnenenleri anlatacak cümleyi seslendirse, dizlerimde takat kalmaz yığılırım olduğum yere. Sonra bir çocuk sesi gelir kulağıma ve ardından onlarcasının sesi birleşir; sessiz bir çığlık olur adeta. O çığlığa tutunur kalkarım olduğum yerden. Yüreğimin yürüttüğü ayaklarım sessiz çığlığın kopup geldiği yere alır götürür beni…
Kimsesiz, bedensel ve zihinsel engelli çocukların bakıldığı bir yetimhanedeyim…
Kimi küçük, kimi yetişkin diyeceğimiz yaşlarda, bakıma, korunup kollanmaya muhtaç onlarca can, canımız onlar…
Yetimhaneden öte bir bakım evi burası. Kimi doğuştan zihinsel, kimi geçirdiği bir kazanın ardından bedensel engelli… Kiminin yaşı oldukça ilerlemiş ama henüz küçük bir bebek sanki. Savaşın izlerini taşıyorlar bedenlerinde, gözlerinin etrafı oyulmuş beş duyusu kendinden alınmış gibi. Can onlar; çaresizce yüzümüze bakan canlarımız…
Binanın koşulları onlara hizmet verecek şekilde düzenlenmiş. Çalışanlarının yüreği sevgi dolu. Bakımları oldukça güç bu çocukları sevgileriyle kuşatmışlar. Gözlerindeki gülümseme güven veriyor. Üstlendikleri işin sorumluluğunun farkındalar hepsi. Binada; dondurulmuş gıdaları muhafaza edebilmek için bir buzhaneye ve özelliklede yatalak olanlar la zihinsel engelliler için hasta bezine çok ihtiyaç olduğunu söylüyorlar. Bunun içinde bizlerden yardım bekliyorlar.
Yüreğimin götürdüğü yerde gördüklerim doldururken tüm benliğimi hüzünlü bir hoşça kalınla veda ediyorum hepsine.
Duyduğu sessiz çığlığın peşinde koşturan ayaklarım yetimhanenin zeminine çakılmışçasına ayrılmak istemese de olduğu yerden, bayramla gelen güzellikleri taşımak gerekiyordu Bosna’nın yoksul köylerine. Zaman; kurban bayramının coşkusunu yüklenmişken üzerine, bizde zamanla ortak olup vazifelerimizi yerine getirmeliydik elbette. Yoksulluğunu dışa pek yansıtmayan, asil Bosnalı kardeşlerimizin payeleri var ellerimizde.
Yolumuz Bosna’ya düştüğünde; yoksulluğun kurban kesme vecibesini yıllardır unutturduğu en ücra köylere bile ulaşıp, elimizde olan payelerini yani kurban etlerini bir bir teslim ediyoruz kardeşlerimize.
Biz bir veriyoruz belki ama binler alıyoruz karşılığında. Binlerce dua! binlerce kilometre ötelerden…
İBRAHİM ORTAKARA
Dost Eli Derneği Yön. Kur. Üyesi









